Kitap Kitap Alıntıları

İtaatsizlik Üzerine – Erich Fromm

                                Özgürlük Neden Otoriteye “Hayır” Demektir?

İnsanın tarihi, bir itaatsizlik eylemiyle başlamıştır ve bir itaat eylemiyle sonlandırılması beklenmedik bir şey değildir (Fromm, 2017, s. 9).

Eğer bir insan boyun eğer ve itaatsizlik yapmazsa, o bir köledir; eğer yalnızca karşı gelebiliyor ama itaat ediyorsa, o bir asidir (bir devrimci değildir); öfkeyle, hayal kırıklığıyla, kırgınlıkla hareket eder, bir inanç ya da ilke adına değil (Fromm, 2017, s. 12).

Vicdan kelimesi birbirinden tamamen farklı iki olguyu ifade etmek için kullanılır. Bunlardan biri, memnun etmeye istekli olduğumuz, kızdırmaktan korktuğumuz bir otoritenin içselleştirilmiş sesi olan “otoriter vicdandır”. Bu otoriter vicdan, çoğu insanın kendi vicdanlarına uyduklarında deneyimledikleri şeydir (Fromm, 2017, s. 12). Otoriter vicdandan farklı olan “hümanist, insani vicdandır”: bu, her insanın içinde var olan, dış yaptırım ve ödüllerden bağımsız bir sestir. Hümanist vicdan, insan olarak bizlerin neyin insani, neyin insanlık dışı olduğuna, yaşam için neyin yapıcı neyin yıkıcı olduğuna dair sezgisel bir bilgimiz olduğu gerçeğine dayanır. Bu vicdan, insan olarak yükümlülüğümüzü yerine getirmemizi sağlar. Bizi kendimize, insanlığımıza dönmemiz için çağıran sestir (Fromm, 2017, s. 13).

İnsan neden itaat etmeye yatkındır, karşı gelmekten neden bu kadar zordur? Devlet’in, Kilise’nin otoritesine ya da kamuoyuna itaat ettiğim sürece kendimi güvende ve korunmuş hissederim. Aslında hangi güce itaat ettiğim çok az fark eder. Bu daima, herhangi bir şekilde bir güç uygulayan ve hilekârca her şeyi bildiği, her şeye gücü yettiği iddiasında olan bir kurum ya da kişidir. İtaatim beni, tapındığım gücün bir parçası yapar, dolayısıyla kendimi güçlü hissederim. O benim yerime karar verdiği için hata yapmam; yalnız kalmam çünkü bana göz kulak olur; günah işleyemem çünkü o buna izin vermez, günah işlesem bile cezam sadece, o her şeye kadir güce dönüşün bir yoludur (Fromm, 2017, s. 14).

Karşı gelmek için kişinin yalnız kalmaya, hata yapmaya ve günah işlemeye cesareti olmalıdır (Fromm, 2017, s. 14).

Kişi, güce hayır demeyi öğrenerek itaatsizlik eylemleri yoluyla özgürleşebilir. Fakat sadece itaatsizlik yeteneği özgürlüğün koşulu değildir; özgürlük de itaatsizliğin koşuludur (Fromm, 2017, s. 15).

Fikirler, sadece fikir veya düşünce olarak öğretildiklerinde insanı çok etkilemezler (Fromm, 2017, s. 19). Oysa bu fikirler, onları öğretenler tarafından yaşanmışlarsa, öğretmen tarafından kişiselleştirilmişlerse, etten kemikten yapılmış görünüyorlarsa insanın üzerinde etkili olurlar (Fromm, 2017, s. 20).

Rahipler, kendi haline bırakılırsa özgürlükten korkacak kişileri yönetme görevini yerine getirirken bunu görev gereği, hatta şefkatle yaparlar (Fromm, 2017, s. 22).

Bertrand Russell, bir düşüncenin bir kişide somutlaşmış olsa bile, ancak bir grup tarafından somut olarak dışavurulduğunda toplumsal bir anlam kazandığını fark etmiştir (Fromm, 2017, s. 24)

İtaatsizlik derken, sadece “hayır” demek haricinde hayata karşı hiçbir yükümlülüğü olmayan “nedensiz asi”nin itaatsizliğini kastetmiyorum. Bu tür isyankar itaatsizlik, en az karşıtı, yani “hayır” demekten aciz konformist (uyumcu) itaat kadar kör ve zayıftır. Doğrulayabildiği için “hayır” diyebilen, kesinlikle kendi vicdanına ve kendi seçtiği ilkelere riayet ettiği için itaatsizlik eden kişiden söz ediyorum; asiden değil, devrimciden bahsediyorum (Fromm, 2017, s. 25).

Toplumsal sistemlerin çoğunda, itaat, en önemli erdem, itaatsizlik ise en önemli günahtır. Gerçek şu ki, bizim kültürümüzde çoğu kişi “suçluluk” duyduklarında, aslında korkuyorlardır çünkü itaatsizlik etmişlerdir. Gerçekte, düşündükleri gibi ahlaki bir sorun nedeniyle değil bir buyruğa uymadıkları yüzünden rahatsızlık duyarlar (Fromm, 2017, s. 25).

Çocuk sadece “kendini ifade eder”. Oysa yaşamının ilk gününden itibaren içi, uyumluluğa karşı kutsal olmayan bir saygıyla, “farklı” olma korkusuyla ve sürüden uzak olmanın dehşetiyle doludur. Böylece ailede ve okulda yetiştirilen ve büyük düzenin içinde eğitimini tamamlayan “düzen adamının”, fikirleri vardır ama inançları yoktur; kendini avutur ama mutsuzdur; kişisel olmayan, isimsiz güçlere gönüllü olarak itaat ederek kendinin ve çocuklarının yaşamlarını feda etmeye bile isteklidir (Fromm, 2017, s. 27).

Bu durumda, burada kullandığımız anlamıyla itaatsizlik, mantığın ve iradenin olumlanması eylemidir. Bu aslında, bir şeye karşı değil, bir şeye yönelik bir tutumdur: insanın görebilme, gördüğünü söyleyebilme ve görmediği şeyi söylemeyi reddetme yeteneğine yöneliktir. Bunu yapabilmek için saldırgan ya da isyankar olması gerekmez; gözünü açmaya, tamamen uyanık olmaya ve yarı uykuda oldukları için yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olanların gözünü açma sorumluluğunu taşımaya istekli olması gerekir (Fromm, 2017, s. 27).

Düşünür, klişelere ve kamuoyuna itaatsizdir, mantığa ve insanlığa itaat eder (Fromm, 2017, s. 28).

İnsanı geride tutan korkudur; el üstünde tuttukları inançların yanılgı olacağı korkusu, içinde yaşadıkları geleneklerin zararlı olduğunu görme korkusu, kendilerinin varsaydıklarından daha az saygın olduklarını anlama korkusu (Fromm, 2017, s. 29)

Çoğu insan heyecan verici şeyleri sevinçle, heyecanı merakla, tüketimi varlıkla karıştırır (Fromm, 2017, s. 29).

Aşıklar, şairler ve mistikler, güç peşinde koşanın bilebileceğinden daha tam bir doyuma ulaşırlar çünkü güç peşinde koşan, eğer boşluk duygusuna düşmemişse sürekli yeni bir manipülasyonla meşgulken, onlar sevdikleri şeyi muhafaza ederler (Fromm, 2017, s. 32).

Bertrand Russell için, pragmatist düşüncenin aksine rasyonel düşünce kesinliğe ulaşmak için bir araştırma değil, bir macera, düşüneni daha uyanık ve zinde tutarak değiştiren bir kendini özgürleştirme ve cesaret eylemidir (Fromm, 2017, s. 33).

Kazanacaksınız çünkü gereğinden çok kaba kuvvete sahipsiniz. Ama inandıramayacaksınız. İnandırmak için ikna etmeniz gerekir. Ve ikna etmek için ihtiyacınız olan şey sizde yok: Mantık ve mücadelenin haklılığı (Fromm, 2017, s. 36).

İktidarsız adam, bir yaşam yaratamaz, ama yok edebilir, böylelikle ondan üstün olur (Fromm, 2017, s. 37).

Refah içindeyiz ama rahatımız yok. Daha zenginiz ama daha az özgürüz. Daha çok tüketiyoruz ama daha boşuz. Daha çok atom silahımız var ama daha savunmasızız. Daha eğitimliyiz ama eleştirel yargımız ve hükmümüz daha az. Daha çok dinimiz var ama daha materyalistiz. Aslında, radikal hümanizmin manevi geleneği olan Amerikan geleneğinden söz ediyoruz ama günümüz toplumuna geleneği uygulamak isteyenlere “anti-Amerikan” diyoruz (Fromm, 2017, s. 42).

İnsanlar bürokratik olarak yönetilince demokratik süreç, bir törene dönüşür (Fromm, 2017, s. 44).

Peki, insanın ve toplumun mükemmelleşebilmesi fikrine ne oldu? Sönük bir “ilerleme” kavramına, tamamen diri ve üretken insanın doğuşunu sağlamak yerine, daha iyi nesnelerin daha çok üretilmesi görüşüne dönüştü (Fromm, 2017, s. 45).

Birey, sadece üretim alanında değil, sözde özgür tercihini ifade edebildiği tek alan olan tüketim alanında da yönetilmekte ve yönlendirilmektedir. Bir tüketim, ister yiyecek, iyim, içki, sigar, ister sinema veya televizyon programı olsun, iki amaçla güçlü bir telkin mekanizması devreye girer: birincisi, bireyin yeni mallara isteğini arttırmak, ikincisi ise, bu isteği sanayinin en karlı kanallarına yönlendirmektir (Fromm, 2017, s. 45).

Ekonomik sistemimiz insanı maddi yönden zenginleştirirken insani yönden yoksullaştırır. Batı dünyasının Tanrı’ya inanç, idealizm, manevi kaygı propagandalarına ve sloganlarına rağmen var olan sistemimiz, materyalist bir insan ve materyalist bir kültür aratmıştır. Birey, çalışma saatleri sırasında bir üretim ekibinin parçası olarak yönlendirilir. Serbest zamanları sırasında ise, nelerden hoşlanması söylendiyse onlardan hoşlanmasına rağmen kendi zevkine göre yaşadığı yanılsamasını taşıyan, mükemmel tüketici olmak üzere yönetilir ve yönlendirilir. Durmadan onu kalan son gerçeklik kırıntısından da yoksun bırakacak sloganlar, telkinler ve gerçek dışı fikirlerle kafası şişirilir. Çocukluktan itibaren gerçek inançlardan caydırılır. Eleştirel düşünce çok azdır, gerçek duygular çok azdır, böylece bireyi, yalnızlıktan ve kaybolmuşluğun dayanılmaz duygusundan ancak diğerlerine uyum sağlamak kurtarabilir. Birey kendini, kendi güçlerinin ve iç zenginliklerinin fiili taşıyıcısı olarak değil, canlı varlığını uydurmaya çalıştığı kendisi dışındaki güçlere bağımlı fakirleşmiş bir “nesne” olarak hisseder. İnsan, kendisine yabancılaştırılır ve kendi yaptığı işlerin önünde diz çöker. Kendi ürettiği nesnelerin önünde, Devlet’in önünde ve kendi yarattığı liderlerin önünde diz çöker (Fromm, 2017, s. 46).

Aslında Marx, “Tüm fiziksel ve zihinsel duyguların yerini, tüm bu duyguların kendine yabancılaşması, sahip olma duygusu aldı,” derken haklıydı (Fromm, 2017, s. 47).

Eğer sistem ona, hayatta değerli olan her şeyi giderek daha çok kaybettiğini unutmasını sağlayan, televizyondan sakinleştiricilere kadar uzanan sayısız kaçış yolları sunmasaydı, hayatın anlamsızlığına dayanamazdı (Fromm, 2017, s. 47).

Tek bir seçeneğimiz var, o da insanın tekrar makineleri denetim altına alması, üretimi bir amaç olarak değil bir araç olarak görmesi ve insanlığın gelişimi için kullanmasıdır; yoksa bastırılmış yaşam enerjileri kendilerini kaotik ve yıkıcı bir biçimde dışarı vuracaktır. İnsan, can sıkıntısından ölmektense tüm yaşamını yok edecektir (Fromm, 2017, s. 49).

Her sosyal ve ekonomik sistem, sadece nesnelerle kurumlar arası ilişkilere özgü bir sistem değil, insan ilişkileriyle de ilgilidir (Fromm, 2017, s. 59).

İnsanların kendi aralarındaki ilişkilerinde, her insan kendi içinde amaçtır ve asla başka birinin amacı için bir araç haline getirilmemelidir. Bu ilkelerden de anlaşıldığı gibi, hiç kimse, sermaye sahibi diye bir başkasına bağlı olmamalıdır (Fromm, 2017, s. 60).

Özgürlük sadece bir şeyden kurtulmak değil, aynı zamanda bir şeye erişmektir; bu, vatandaşları ilgilendiren tüm kararların alınmasına aktif ve sorumlu olarak katılma özgürlüğü, bireyin potansiyelini mümkün olan en yüksek seviyeye çıkarma özgürlüğüdür (Fromm, 2017, s. 61).

İnsan şimdiye kadar yaptığı en önemli seçimin eşiğindedir: beynini ve becerilerini, cennet olmasa bile, en azından insanın olanaklarının tamamen gerçekleşebileceği bir yer, mutluluk ve yaratıcılık dolu olabilecek bir dünya mı, yoksa atom bombası veya can sıkıntısı ve boşluk ile kendini yok edeceği bir dünya yaratmak için mi kullanacaktır (Fromm, 2017, s. 76).

Sosyalizm sadece sosyoekonomik ve politik bir program değildir; insani bir programdır: Bir sanayi toplumunun şartlarında hümanizm ideallerinin gerçekleştirilmesidir sosyalizm radikal olmalıdır. Radikal olmak, köklerin inmektir ve kök İnsan’dır (Fromm, 2017, s. 77).

 

Kaynak: Fromm, E. (2017). İtaatsizlik Üzerine. Ankara: Say.

Makale

Psikoseksüel Perspektiften Flört Şiddeti

Arel Üniversitesi Psikoloji Kulübü Dergisi, Cinsellik temalı 5. sayısı için kaleme aldığım yazıyı sizinle paylaşıyorum. Psikoseksüel Perspektiften Flört Şiddeti – Arel Üniversitesi Psikoloji Kulübü Dergisi

Kaynak:  İpek, S. (2019). Psikoseksüel Perspektiften Flört Şiddeti. İstanbul Arel Üniversitesi Psikoloji Dergisi, 22-25.

 

PSİKOSEKSÜEL PERSPEKTİFTEN FLÖRT ŞİDDETİ

Flört, kişiler arasında yaşanan duygusal yakınlaşmanın çeşitli tutum ve davranışlarla ifade edime tarzını belirten bir kavramdır. Şiddet ise, bireyin fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik yönden zarar görmesi ile sonuçlanan ya da sonuçlanma ihtimali olan her türlü tehdit, baskı, tutum veya davranıştır(TC. Adalet Bakanlığı).

Flört şiddeti, aile içi şiddetten farklı olarak evlilik dışı ilişkilerdeki şiddeti konu alır. Flört etmek, gönüllü bir eylem olması sebebiyle her iki tarafı da yükümlülük altına sokmaksızın gerçekleşir. Herhangi bir yükümlülüğünün olmaması kişilerin olumsuz bir durum sergilemesine ya da maruz bırakılmasına sebep olmaktadır (Jung, 2015, s. 95).

Flört şiddeti incelenirken genellikle 14 ila 26 yaş arası genç ve genç yetişkinlerden bahsedilmektedir. On dört ila yirmi altı yaş aralığı ergenlik dönemi enerjisinin ortaya çıktığı yaş olması sebebiyle önemlidir. Ergenlik döneminde ortaya çıkan duygusal ve cinsel ihtiyaçlar flört ile sağlanmaya çalışılmaktadır. Flört Şiddetinin görüldüğü yaş aralığı ergenlik yaşının düşmesi ve evlilik yaşının yükselmesi ile genişlemektedir. TUİK verilerine göre 2010 yılında ortalama evlenme yaşı erkeklerde 26,5; kadınlarda ise 23,2’dir(Türkiye İstaytistik Kurumu, 2011). 2017 verilerine baktığımızda ortalama evlenme yaşının erkeklerde 27,7’ye; kadınlarda ise 24,6’ya yükseldiğini görmekteyiz(Türkiye İstatistik Kurumu, 1018). Bu veriler, evlilik ile birlikte şiddetin ortadan kalktığının göstergesi değil, sadece aile için şiddet yerine flört şiddetinden bahsettiğimizin sebebini vurgulamaktadır.

Flört etmek bireylere hem sosyal hem de cinsel tatmin sağlar. Sevgi ve ait olma ihtiyacımızı karşılaması flört etmenin önemli motivasyon kaynaklarından biridir. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde gördüğümüz bu ihtiyaç; yeme, uyuma, barınma, güvende olma gibi temel ihtiyaçlardan sonra gelen ve arkadaşlık, romantik ilişkiler, aile gibi unsurlara tatminini sağlayan önemli bir ihtiyaçtır (Kleinman, 2013, s. 137-142). Flört, sevgi ve ait olma ihtiyacımıza hitap etmesi yönüyle bireylerin hayatlarında önemli bir yere sahiptir. Bununla birlikte flörtü psikoseksüel bakış açısı ile ele aldığımızda değerli veriler elde etmekteyiz. Sigmund Freud, psikanaliz kuramında insanların doğuştan sahip oldukları güdülerin etkisi ile hareket ettiğini savunur. Buna göre her bir fizyolojik ihtiyaç bedenimizde hoş olmayan duyguları barındıran bir gerilim yaratır. Bu gerilim bedensel bir ihtiyacın psikolojik bir ifadesidir ve bir ihtiyacı doyurma arzusuna dayanır. Bu durumu haz ilkesi ile açıklayan Freud kişilerin davranışlarının sebebinin haz veren şeylere yönelip acıdan yani güdülerinin oluşturduğu gerilimden kurtulmak olduğunu savunur (Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2016). Buna göre flört etme davranışının aslında bir haz arayışı ve acıdan kaçınma eğiliminin sonucu olduğu söylenebilir.

Freud’un kabul ettiği iki temel içgüdüden biri olan cinsellik içgüdüsü, cinsel birleşme ve üremeden öte tüm bedensel hazları karşılayan bir içgüdüdür. Psikanalitik kurama göre tüm beden bir erotojenik bölge olarak kabul edilirken üç temel bölgenin önemi ayrıca vurgulanmıştır. Bu bölgeler gelişim dönemlerinin de kilit noktaları olan ağız, anüs ve genital organlardır. Psikoseksüel gelişim dönemleri birbirini izleyen beş aşamada gerçekleşir ve her birinde libidonun (cinsel enerjinin) odağı sırası ile ağız, anüs ve genital organlardır. Psikoseksüel gelişim dönemlerinin sonuncusu olan ve cinsel enerji odağının genital bölgeler olduğu genital dönem, kişinin ergenliğe girmesi ile başlar ve ömrü boyunca devam eder (Kleinman, 2013, s. 27-29). Genital dönem, ergenlik döneminin başlamasına işaret etmesi yönüyle flört şiddetinin görüldüğü yaş aralığını da başlatır. Genital döneme sağlıklı bir şekilde ulaşmış olan bireyden sosyal ve cinsel ilişkilerinde olgun ve sorumlu olması ve aynı zamanda cinsel dürtülerini kontrol altına alabiliyor olması beklenir. Bu ise haz ilkesinden olgusallık (gerçeklik) ilkesine geçiş ile mümkündür. Diğer bir değişle, flört şiddetin ortan kalkması haz ilkesinden gerçeklik ilkesine geçiş ile ilişkilidir.

Gerçeklik ilkesine geçişi sağlayan temel motivasyon kişinin tam ve acısız doyumun olanaksız olduğunu fark etmesidir. Haz ilkesinin çevreyle çatışmaya girerek yarattığı bu düş kırıklığın etkisiyle gerçeklik ilkesi haz ilkesinin yerine geçer (Freud, 2014, s. 11).  Böylece kişi hazzın karşısında hazzın kısıtlanmasını, doğrudan doyum karşısında ertelenmiş doyumu, oyun ve eğlence karşısında çalışma ve zahmeti seçebilir. Bu aynı zamanda belirsiz ve yok edici bir hazdan vazgeçip, ertelenmiş, kısıtlanmış fakat sağlama alınmış, güvenilir bir hazza geçiştir (Marcuse, 1998, s. 31-32). Flört şiddetine bakan yönüyle ise, haz ilkesinden gerçeklik ilkesine geçiş; şiddet barındıran güvensiz bir ilişkiden güvenli ilişkiye geçiştir.

Sonuç olarak, evlilik dışı romantik ilişkilerdeki şiddeti konu alan flört şiddeti, fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik ve dijital şiddet boyutlarıyla karşımıza çıkabilmektedir. Flört şiddetinin görüldüğü yaş dilimi ergenlik yaşının düşmesi ve evlilik yaşının yükselmesi ile genişlemektedir. Sevgi ve ait olma ihtiyacının bir karşılayıcı olan flört, psikanalitik kurama göre ise bireyde ergenlik ile beraber doruk noktaya ulaşan cinsel haz arzusunun bir sonucudur. Fakat unutulmaması gerekir ki ergenlik dönemi aynı zamanda kişilerin haz ilkesinden olgusallık ilkesine geçmelerinin beklendiği bir dönemdir(Marcuse, 1998)(Freud, 2014). Bu durumda gençlerden arzuladıkları doyuma ulaşmaya çalışırken kişisel ve toplumsal etik yargıları korumaları beklenir (Yazgan İnanç & Yerlikaya, 2016). Haz ve doyum arzusunun kontrolünden uzak olan durumlarda ise karşımıza yıkıcılık ve şiddet çıkar (İpek, 2018).

 

Kaynakça

 

Algın, O., & Hayta, M. K. (2013). Aşk ve Flört Kıskacında Ergen. İstanbul: Timaş.

Freud, S. (2014). Haz İlkesinin Ötesinde. (F. Dikmen, Dü., & M. Ökten, Çev.) Ankara: Tutku.

Fromm, E. (1996). Özgürlükten Kaçış. İstanbul: Payel.

İpek, S. (2018). Dijital Flört Şiddetinin Suskunluk Sarmalı Bağlamında Değerlendirilmesi. E. Akbaş Demirkan, G. Demirkan, M. F. Çırak, S. İpek, T. Düzcü, T. Arsal, & M. Demir (Dü.) içinde, Medya ve Toplumsal Dönüşüm (s. 79-96). Beau Bassin: GlobeEdit.

Jung, C. G. (2015). Feminen – Dişiliğin Farklı Yüzleri. İstanbul: Pinhan.

Kleinman, P. (2013). Psiko101. İstanbul: Okuyanus.

loveisrespect.org. (2017). What Are the Different Types of Dating Abuse? Mayıs 23, 2018 tarihinde loveisrespect.org: http://www.loveisrespect.org/is-this-abuse/types-of-abuse/ adresinden alındı

Maigret, E. (2014). Medya ve İletişim Sosyolojisi. (H. Yücel, Çev.) İstanbul: İletişim.

Marcuse, H. (1998). Freud Üzerine Felsefi Bir İnceleme. (A. Yardımlı, Çev.) İstanbul: İdea.

Mehmet Gökhan Genel. (2015). Yeni Medya Araştırmaları 1: Güncel Tartışmalar Ekseninde. Bursa: Ekin.

Mor Çatı. (2018). Flört şiddeti. Mayıs 17, 2018 tarihinde Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı: https://www.morcati.org.tr/tr/8-mor-cati-kadin-siginagi-vakfi/8-flort-siddeti adresinden alındı

Neumann, E. N. (1998). Kamuoyu: Suskunluk Sarmalının Keşfi. Ankara: Dost.

Adalet Bakanlığı. (tarih yok). Şiddet Nedir. Şubat 27, 2019 tarihinde Ev İçi Şiddet: http://www.evicisiddet.adalet.gov.tr/SIDDET_NEDIR.html# adresinden alındı

Türkiye İstatistik Kurumu. (1018, 15 02). Evlenme ve Boşanma İstatistikleri, 2017. 05 17, 2018 tarihinde Türkiye İstatistik Kurumu: www.tuik.gov.tr/PdfGetir.do?id=27593 adresinden alındı

Türkiye İstatistik Kurumu. (2017, 08 18). Haber Bülteni. Türkiye İstatistik Kurumu: http://www.tuik.gov.tr/HbPrint.do?id=24862 adresinden alınmıştır

Türkiye İstaytistik Kurumu. (2011, 06 17). Evlenme ve Boşanma İstatistikleri. 05 17, 2018 tarihinde Türkiye İstatistik Kurumu: http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=8534 adresinden alındı

Yazgan İnanç, B., & Yerlikaya, E. E. (2016). Kişilik Kuramları. Ankara: Pegem Akademi.

 

Blog

Sağlıklı Sosyal ve Duygusal İlişkilerin 10 İşareti:

1. Kendi isteklerinin, ihtiyaçlarının, inançlarının, düşüncelerinin, beğenilerinin farkında olmak ve bunları ifade edebilmek.
2. Zorunluluktan ya da karşındaki kişiyi memnun etmek için değil, kendi isteğin için evet diyebilmek.
3. Suçlu hissetmeden hayır diyebilmek.
4. Çatışmaları, fikir ayrılıklarını, karşındaki için duymanın zor olabileceği duyguları ifade ederken kendini güvende hissetmek.
5. Kendini gözetmek, kendine vakit ayırmak
6. Arkadaşlarından, hayallerinden, hobilerinden ödün vermek zorunda bırakılmamak.
7. Hissettiklerin ve yaptıkların arasında uyumsuzluk yaşamıyor olmak.
8. Kendi hedeflerine ulaşmada desteklendiğini hissetmek.
9. Başkasının mutluluğundan değil, kendi mutluluğundan sorumlu olmak.
10. İlişki içinde eşit olduğunu hissetmek.
Kitap Kitap Alıntıları

Jerome S. Blackman – Zihnin Kendini Koruma Yolları – 101 Savunma

Başkalarını korkutmak – Zorbalık: Genellikle bu davranış sevilen bir şeyin kaybedilmesinden kaynaklanan kaygının doğurduğu suçluluk belasını hafifletmek için kullanılır. Knight şunu tespit etmiştir: “…saldırgan tutum, kaygılarını arttıran düşmanca tepkileri kışkırtır ve sonuç olarak daha fazla saldırgan davranışa gerek olur. Böylece berbat bir döngü kurulmuş olur(Blackman, 2014, s. 134). Fiziksel Şiddet: Kişinin kendi üzerindeki etkisini nötrlemek …

Kitap Kitap Özeti

Medya ve Çocuk – Tüketim Toplumunda Çocukluğun Yitişi

Medya, toplumsal değerlerimizi dönüştüren ya da yeniden üreten bir araç olarak hayatımızın önemli parçalarından biridir. Medyanın etkisi karşısında insanların konumunu düşünürsek, toplumun en savunmasız kesimi çocuklarıdır. Çocuklar sadece medya tarafından değil, hukuki, siyasi, ekonomik alanlarda da istismara uğramaktadır. Tüketim toplumu içinde çocuk ile yetişkin arasındaki ayırt edici çizgi aşınmakta bu beraberinde çocukluğun kendisini de tüketmektedir.

Selda İçin Akçalı’nın yazmış olduğu “Tüketim Toplumunda Çocukluğun Yitişi” adlı makale, çocuk ve medya ilişkisini farklı bir boyutta ele almaktadır. Çocukluk olgusunun hızla yitirildiği önermesinden yola çıkan Akçalı, makalesi ile tüketim toplumu içinde çocukluğun yitirilişine dikkat çekmektedir.

Akçalı, Medyanın modern zamanın biçimlendirici bir aracı olduğunu vurgular. Ona göre, çocukluk olgusu, medyanın hegemonik gücünden etkilenen ve sonuçları ancak uzun vadede gözlemlenebilen bir konudur.

“Çocuklar göremeyeceğimiz bir zamana gönderdiğimiz canlı mesajlardır. Biyolojik açıdan herhangi bir kültürün kendisini yeniden üretme gereksinimini unutması tasavvur edilemez. Fakat bir kültürün toplumsal açıdan çocuk fikrine sahip olmaksızın var olması oldukça muhtemeldir. Bebekliğin tersine çocukluk biyolojik bir kategori değil, toplumsal bir kurgudur.” (Postman)

Modern toplum içinde dönüşüme uğrayan aileye yapısı, boş zamanı olmayan ve sürekli yorgun olan anne-baba figürünü ortaya çıkmasına, bu da çocuğun evdeki iletişim araçlarına daha çok yönlenmesine sebep olmaktadır. Çocuğun hayatındaki ailesi ile dolması gereken boş vakitler daha çok medyanın figürleri tarafından doldurulmaktadır.

Geçmişte çocuğa karşı gösterilen “saf ve masum” olduğu düşünülen, bu sebeple kıymetli kabul edilen ya da bu saflık sebebiyle onu eğitmenin kutsal kabul edildiği anlayış yerini “bilmesi gerekirdi” düşüncesine bırakmaktadır. Çocukların bilgisayar kullanımına okuryazarlıktan kolay adapte olmaları ve teknolojik araçları kullanabilmeleri, çocukların yetişkinler tarafından, farkında olmadan, çocuk olarak görülmesini önlemektedir.

Çocuk, çocukluğu yetişkinden ayıran güvenli bir “yaramazlık” alanına sahip olmalıdır. Bilgisayar ve televizyonun etkileşim alanına giren çocuğun kendi temiz dünyası erozyona uğrar. Çocuk dışarıdaki kirli dünyanın farkında olmadan yaşayabilmesi ile çocukluğunu yaşar. Medya çocukluk ile yetişkinlik arasındaki güvenli alanı tahrif eder.  Özellikle televizyon özel bir çaba ve eylem gerektirmeden, her kapasitedeki insana, seyirci ayırt etmeksizin ulaşabilen bir aygıttır. Televizyon toplumun ortalamasını alarak bu ortalamaya yönelik bir dille mesajlar üretir. Bu durum, ortalamanın dışında kalan toplulukların zamanla merkeze çekilmesini ve gruplar arasındaki farklılıkların belirsizleşmesine neden olmaktadır. Bu ise bir yetişkin ile aynı programı izleyen bir çocuğun kavrayış ve anlam dünyası arasındaki farkı belirsizleştirmektedir. Buna bağlı olarak da çocukların anlam dünyası da yetişkinlerin kavram-düşünce ve davranış kalıplarıyla örülmektedir.

Televizyon ve internetten yayılan şiddet ve cinsellik içeren mesajlar kısa vadede çocukta gözle görülür bir değişikliğe yol açmasa bile onların duygu – düşüncelerini etkilemekte ve davranışlarına yön vermektedir. Televizyon ve internet görüntüleri ile dolan çocuk zihni kendi düşüncelerini üretmekte zorlanmaktadır. Bu nedenle medyanın çocukta bıraktığı nörolojik ve biyolojik etkileri de göz ardı etmememiz gerekmektedir.

“Şiddet görüntülerinin uzun vadedeki sonuçları güçlü olanın haklı olduğu bir dünya imgesinin üstü kapalı kabullenişi ve bunun götürdüğü son noktada otoriter yönetimlere boyun eğme anlayışının yerleşimidir.” (Alçalı, 2004)

Çocukların çocukluğun bir gereği olarak boş zamanlarında kurulayarak hayale daldıkları bir dünya olan düşsel dünya imgelemi televizyon ve İnternet ile birlikte ortadan kaybolmaya başlamış; yerini yetişkinlerin kurgularından oluşan sanal bir dünyaya bırakmıştır. Çocuğun düşsel dünyayı kurgulayabilmesi için televizyonu ve İnterneti kapatması gereklidir.

Çocukluk kültürü; çocuğun toplum içerisinde yaşayarak öğrendiklerinin, edindiklerinin, kültürün ona kattıklarının tümüdür. Çocuk kültürünün ürünü olan çocuk oyunları modern zamanın koşullarıyla değişime uğramıştır. Geleneksel çocuk oyunları kendini topluluk içinde sınama, sorumluluk alma, yardımlaşma, paylaşma vb. toplumsallık içeren özelliklere sahipti. Günümüzde ise çocuk oyunları yarışma konusu haline getirilmiştir. Çocukları rekabete sürükleyen şans oyunları çocuğa rüyalarını süsleyen armağanlar sunarak çocuk kültürünü tahrip etmektedir.  Günümüzde çocuk kültürü medya tarafından yönetilmektedir. Çocukların okuyacakları kitaba, izleyeceği filme, dinleyecekleri müziğe kadar medya karar vermekte ve bunu çocuklara özgürlük ve çeşitlilik sunuyormuşçasına yapmaktadır.

Kaynak: Akçalı, Selda İçin. (2015). Çocuk ve Medya. Ankara: Nobel.

Makale

Medya Okuryazarlığı

Medya, içerisinde gazete kitap, dergi, televizyon, video, İnternet, cep telefonu gibi bir çok unsuru barındıran bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Medya okuryazarlığı kavramı ise büyük bir çeşitliliğe sahip olan, yazlı ve yazılı olmayan her türlü formdaki mesajları ulaştırma, bu mesajları çözümleme, değerlendirme ve iletme yeteneği olarak tanımlanır. Günümüzde medya okuryazarlığı denildiğinde medyayı çözümleme becerisinden bahsedilmektedir.

Medya okuryazarlığında amaç;

  • Medya mesajlarının doğru algılayabilme,
  • Medya mesajlarına eleştirel olarak bakabilme,
  • Medya iletilerdeki gerçeklik – kurgusallık ayrımını yapabilme,
  • Medyanın yönlendirme ve yönetme özelliğinin olduğunun bilincinde olma’dır.

Medya okur yazarlığı kaynağı her ne olursa olsun, bilgiyi değerlendirip bu bilgiyi yerinde kullanabilen bireyler olmayı ve bu bilince sahip bireyler yetiştirmeyi hedefler.

Makale

Suskunluk Sarmalı – Elisbeth Noelle Neumann

Ssuskunluk Sarmalı, Elisbeth Noelle – Neumann tarafından ortaya atılan heyecan verici bir kuram. Heyecan verici çünkü sosyal bilimlerin tüm diğer kuramları gibi anlamaya başladıkça dünyanızı daha farklı görmeye başlıyorsunuz. O zaman biraz kuramdan bahsedelim ve büyülü değişim başlasın.  

Suskunluk Sarmalını daha iyi anlamak adına bilmemiz gereken önemli noktalar var. Kuramın kurucusu, Elisabeth Noell – Neuman, 1916 Berlin doğumlu bir siyaset bilimci. Kuramın oluşumunda Almanya’daki 1965 seçimlerinin ve 70’lerdeki öğrenci olaylarının etkisi büyük. Neumann, 1965 seçimleri döneminde yaptığı çalışmalarda, seçmenlerin, tahmini oy oranları birbirine yakın olmasına rağmen son anda oylarını kazanacaklarını düşündükleri partiye kaydırdıklarını fark ediyor. Bu ise iki anlama gelmekte. Birincisi insanlar partilerin az ya da çok ilgi gördüğüne dair doğru veya yanlış bir fikre sahip. Konu hakkında gerçekleştirdiği bir dizi anket sonrasında da Neuman toplumun, kendi içindeki çoğunluk ve azınlık kanaatlerine dair bir şeyler algıladığını, çoğunluğun herhangi bir konuda taraf mı yoksa karşıt mı olduğu hakkında fikir yürütebildiğini ortaya koyuyor. İkinci önemli nokta ise insanların oylarını kazanacaklarını düşündüğü partiye kaydırması. Bu son anda gerçekleştirilen tutum değişikliğinin sebebi ise dışlanma korkusu. İnsanlar, başkalarının kendilerini dışladıklarını ve bu konudaki duyarlılıklarının aleyhlerinde kullanılabileceğini düşündüklerinde acı çekerler. Bu sebeple dışlanma korkusu, suskunluk sarmalı sürecini harekete geçiren temel güç olarak karşımıza çıkıyor. Peki nedir Suskunluk Sarmalı…

Suskunluk Sarmalı hipotezi, insanların çevrelerini dikkatle gözlemlediklerini, diğer insanların ne düşündüğünü, eğilimlerinin ne olduğunu, hangi görüşlerin yaygınlaşıp hangilerinin kabul gördüğünü algıladıklarını iddia etmektedir. Çevreden edinilen bu gözlemler, kimilerinin fikirlerini yüksek sesle açıklamasına, kimilerinin de görüşlerini yutmasına neden olmaktadır; bu durum tıpkı bir sarmal sürecindeki gibi, bazıları toplumda bütünüyle baskın çıkana, bazıları da kamu sahnesinden tamamen silinip “dilsiz” kalana dek sürer. Bu süreç ise Suskunluk Sarmalı olarak adlandırılır. 

Elisabeth Noell – Neuman, Suskunluk Sarmalı kuramında kitle iletişim araçlarının rolüne de dikkat çeker. Ona göre insanların hakim olan görüşün ne olduğunu ön görmelerinde en büyük rol medyaya aittir. Medya belli bir görüşü sürekli dile getirerek o görüşün toplumda baskın hale gelmesini ve diğer görüşlerin sahneden silinmesini sağlar. Kişiler veya gruplar kendi fikirleri başlangıçta çoğunlukta bile olsa, medyanın dillendirdiği görüşü baskın zannederek susmaya başlar ve sarmal medyanın sesi tek ses olana ve alternatif seslerde yok olana kadar devam eder.

 

 

Kaynak: Noelle-Neumann, E. (1998). Kamuoyu Suskunluk Sarmalının Keşfi. Ankara: Dost.

Blog

“My Way” Elvis Presley

Elvis Presley’in sevdiğim şarkılarından “My Way”. Aloha from Hawaii Via Satellite albümü içinde yer alan şarkının çıkış tarihi 1973 olsada ben kendisi ile tanışalı  çok olmadı. Bu şarkı benim için hayatı tüm kalbiyle yaşayabilmenin şarkısı. Acısı tatlısı, eksiği tamamı, tüm kusurları ve hassasiyetiyle seçimlerine sahip çıkmanın şarkısı. İşte şarkının sözleri:

“My Way”
And now the end is near
So I face the final curtain
My friend, I’ll say it clear
I’ll state my case of which I’m certain

I’ve lived a life that’s full
I’ve traveled each and every byway
Oh, and more, much more than this
I did it my way

Regrets: I’ve had a few
But then again, too few to mention
I did what I had to do
And saw it through without exemption

I planned each charted course
Each careful step along the byway
Oh, and more, much more than this
I did it my way

Yes, there were times, I’m sure you knew
When I bit off more than I could chew
But through it all when there was doubt
I ate it up and spit it out
I faced it all and I stood tall
And did it my way

I’ve loved, I’ve laughed and cried
I’ve had my fails, my share of losing
And now as tears subside
I find it all so amusing
To think I did all that
And may I say, not in a shy way
Oh, no, no, not me
I did it my way

For what is a man, what has he got?
If not himself, then he has naught
To say the words he truly feels
And not the words of one who kneels
The record shows I took the blows
And did it my way
The record shows I took the blows
And did it my way

Şarkı sözü , Şarkı sözü çeviri

Kitap Kitap Özeti

Siyasal İletişim – Dünyada Siyasal İletişim Uygulamaları

Erol Çankaya tarafından yazılan ve İmge Kitapevi tarafından 2015 yılında basılan Siyasal İletişim kitabının II bölümü, “Dünyada Siyasal İletişim Uygulamaları” başlığı altında ABD, İngiltere ve Fransa örneklerini sunmuştur. Teknolojinin gelişmesi ve yeni kitle iletişim araçlarının hayatımıza girmesiyle siyasal iletişim uygulamalarında çağa ayak uydurarak değişim göstermiştir. 1952 yılında Rosser Reeves televizyonun siyasal yaşamda oynayabileceği rolün bilincine …

Makale

Hysteria – Conversion Disorder – Functional Neurological Disorder

Somatoform disorders are characterized by physical symptoms that suggest a medical condition but that are not fully explained by a medical condition (Woolfolk, 2012) (see table 1). Functional neurological disorder, also known as conversion disorder – historical name is hysteria- is a kind of somatoform disorder that has unexplained neurological symptoms. Conversion disorder tends to …

Kitap Kitap Özeti

Sorunlu Okul Çocuğu – Alfred Adler

Sorunlu Okul Çocuğu kitabı Alfred Adlerin eseridir. Kitabın birinci basımı Ağustos 1996 yılında Cem Yayınevinden çıkmıştır. Kitabın özgün adı Die Seele des schwer erziehbaren Schulkindes’dir. Alfred Adler, 1870 yılında Viyana’da dünyaya gelmiştir. Tıp okuduktan sonra hekimlik yapmış, daha sonrasında ise Freud ile tanışarak onun çalışmalarında bulunmuştur. Adler, 1911 yılında Freud’dan ayrılarak psikanalizin sosyal psikolojik yanı …

Makale

Okulda Çocuk İstismarı

Okulda çocuk istismarı, birkaç farkı alt başlığı içeren geniş bir konudur. Okulda çocuk istismarını ele alırken öncelikle bakmamız gereken bu istismarı ihmal ile birlikte ele alıp almamamız gerektiğidir. İkinci önemli nokta ise istismarın türüdür. Okulun rehberlik merkezi biriminin istismarın, duygusal, fiziksel ya da cinsel yönüne göre olayı farklı şekillerde ele alması gerekebilir. Diğer bir önemli nokta …